ÖZŞEFKAT NEDİR?

Dr.  Kristin Neff’in psikolojiye kazandırdığı bu terim de nedir ki acaba? Kendinize sanki aldatılmış bir arkadaşınızı teselli eder gibi ya da sinirlenen annenizi sakinleştirir gibi, dostunuz derdini anlattığında takındığınız yumuşak ve yapıcı tavırlarınız ve ağlayan küçük bir çocuğu sakinleştirirken kullandığınız ses tonunuzla, eleştirmeden ve yargılamadan şefkat göstermenizdir.
Düşünelim bakalım. Sevdiklerimize anlayışlı olduğumuz kadar kendimize de sabırlı mıyız? Aslında insanın kendisine eleştirel yaklaşmasını gerektiğini söyleyenler olsa da artık insanın kendisini eleştirmesinin motivasyonu düşürdüğü,  psikolojiyi olumsuz etkileyerek insanların karamsarlığa ittiği düşünülüyor. İçinizdeki benlik seviyesinin düşüklüğü psikolojik sorunlarınızla alakalı olduğu söyleniyor. Benlik sevginiz ne kadar yüksekse o kadar sağlıklı bir psikoloji ve başarı geliyor. Ne kadar düşükse o kadar kolay hassaslaşıp, sağlık sorunları çekebiliyoruz. İç sesiniz de benlik seviyenizi etkileyen unsurlardan biridir. En ufak bir hatamızda ya da başarısızlığımız da, kendimizi suçlayarak cezalandırıyoruz.  İç sesimiz bizi hiç olmadığımız kadar suçluyor, kızıyor, azarlıyor. En ufak hataları ve en önemsiz başarısızlıkları bile büyütüyoruz hem de acımasızca, en sert yumruğu kendimize indiriyoruz. ‘’İğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır’’ diyoruz, ailemizden korkuyla büyütülerek hata yapmanın kötü bir şey olduğuna inandırılıyoruz. Böyle yapıyoruz çünkü biz böyle büyütülüyoruz. Başaramamaktan korkup üzülüyoruz ve en kötüsü de bazen pes ediyoruz. Hata yapmak istemiyor ve yanlış yapmaktan çekiniyoruz.  Hayatta bu şekilde büyütüldüğümüz için iç sesimiz de içimizde bize böyle sesleniyor.  Peki, korktuğumuzda ve kendimize acımasızca eleştirdiğimizde neler oluyor? Bir iç ses neler yapabiliyor bize?
Her canlıda olan tehdit ve savunma mekanizmamız bilinçsizce devreye giriyor. Hayata tutunmamızı sağlayan bu mekanizmada, kalp atışlarımız hızlanarak kaslarımız geriliyor, farkındalıklarımız azalıyor ve bu sefer ya savaşmaya ya da kaçmaya hazırlanıyor. Bunun yanında bir mekanizmamız daha var, o da yine her canlıda bulunan, yatıştırmak ve bakım vermek. Doğduğumuz andan itibaren sürekli bakıma muhtacız, ilgi olmadan yapamayız ve sıcak bir temasa ihtiyaç duyarız. Bunu da en yakınlarımızdan, ebeveynlerimizden bekleriz. Bu sefer de nasıl ki tehdit ve savunma mekanizmasında kalp atışımız hızlanıyorsa aksine bakım mekanizmasın da kaslarımız gevşiyor, solunum ve kalp atışlarımız yavaşlıyor. İç sesimiz bizi acımasızca, yargılayıcı, suçlayıcı, bağışlamayarak eleştirdiğinde tehdit ve savunma mekanizması, aksine kabullenerek, yargılamadan, yaklaştığında bakım ve yatıştırma mekanizması devreye girmiş oluyor.
Kendimize karşı her zaman şefkatli, merhametli ve anlayışlı olmalıyız. Acılarımıza, hatalarımıza, başarısızlıklarımızla barışmalıyız, suçlamadan önce affetmeliyiz, yargılamadan önce kabul etmeliyiz,  herkesin aynı hataları yaptığını düşünmeliyiz ve yaşadığımız her durumu kabullenmeliyiz. Kendimizin dostu olmalıyız.
Saçma olduğunu düşünmeden, yargılamadan, komik bulsanız bile muhakkak deneyin. Elinizi yürekten inanarak kalbinize koyun, kibar bir dokunuşu ve fiziksel sıcaklığı yakalayın, sanki sevdiğiniz biriyle konuşurmuş gibi şefkatle, eleştirmeden yumuşacık bir ses tonuyla konuşmayı deneyin.
Kendinizin en yakın dostu, sırdaşı olun. 

ÖZŞEFKAT ÖRNEKLERİ

    1)Yargılamak yerine sevecenlik;

İşler istediğimiz gibi gitmediğinde, ‘’ Bunu da yapamadın’’ yerine ‘’Üzülme yanındayım, bir şey olmaz bir daha olursa başaracaksın’’ demek.

     2)Kusursuzluk yerine hataları kabullenmek;

Hata yaptığımızda, ‘’Başarısız olmam doğru değil’’ yerine ‘’Bunu herkes yaşıyor olabilir, kimse kusursuz değildir’’ demek.

     3)Acı çekmek yerine deneyim olduğunu düşünmek

Üzgün olduğumuzda, ‘’Bu neden başıma geldi’’ yerine ‘’ Tecrübe edindim, ders aldım geçecek’’ demek.

Kaynak
https://www.youtube.com/watch?v=lQjmQfYkJHg

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KONSANTRASYON

Güzel Terimler Sözlüğü

Geldim-Yaşadım-Gittim